Trump, Erdoğan görüşmesi ve gizli pazarlıklar

Heyecanla beklenen görüşme gerçekleşti. Trump ve Erdoğan Beyazsaray’da biraraya geldi. Görüşme topu topu 20 dakika sürdü. 20 dakikada ne konuşulur bilinmez. Hal hatır sordun mu yarısı gitti zaten. Geriye kaldı 10 büyük dakika.

Şimdi soru şu; koca ABD Ortadoğu’da en yakın müttefiğine bu kadar mı zaman ayırır. Bu mümkün değil. Hele ki sorunlar iyice çetrefilleşmişken. BOP eşbaşkanlığı ilişkisi bile daha uzun ve detaylı görüşmeyi gerektirir. Ve tabi ki kamuoyuna net açıklamaların yapılması beklenir.

Fakat böyle olmadı. Dağ fare doğurdu. Erdoğan üç taleple ABD’ye gitti. PYD’ye ağır silahların verilmesinin engellenmesi, FETÖ’nun iadesi, Rıza Zarrab’ın tutuklanmasının kaldırılması. Bu üç maddenin görüşülmesi elbette 20 dakikaya sığmaz. Şöyle bir bakalım. Erdoğan ABD yolculuğuna kiminle gitti. Genelkurmay başkanı Hulusi Akar, MİT müsteşarı Hakan Fidan. Bu ikili önemli. Öyle görünüyor ki bu ekip ABD ile sıkı pazarlıklar yürütecek. Asıl tavizler bu görüşmeler sonrası ortaya çıkacak. Doğal olarak da kamuoyu ile paylaşılmayacak.

Bizim işimiz bundan sonra AKP’nin atacağı adımları izleyerek sonuçlar çıkarmak olacak. AKP’nin gerek Suriye’de gerekse içerde atacağı adımlar, verilen tavizlerin, ya da yapılan gizli anlaşmanın çerçevesini gösterecek.

Şöyle bir akıl yürütelim. MİT müsteşarı ABD’de kiminle görüşür. Ve ne görüşür. Bu soruların cevabını azçok siyasetle ilgilenen herkes bilir. MİT ile CİAnın ilişkilerini bilmeyen yok. CİA’nın ortadoğu’da at koşturduğu ortada. Devamında AKP Türkiye’sinin Suriye politikasıyla ilgili açıklarını CİA çok iyi dosyalamıştır. Zamanı gelince kullanmayı bekliyordur. CİA bu dosyaları masaya sürecektir. Petrol kaçakçılığı, lŞİD’e verilen destek, insan ticareti, kimyasal gaz kullanan çetelerin Türkiye ilişkileri ilk akla gelenler. Liste uzar da gider. Diğer taraftan bu suçların çoğuna CİA’da ortaktır. Bunu da bilmeyen yok. Bu masadan iki suçludan güçlü olanın zaferle çıkması kaçınılmazdır.

Ayrıca atlamadan belirtmekte fayda var. CİA ile MİT pazarlığında Rıza Zarrab dosyası önemli yer tutmaktadır. ABD yönetiminin bu dosya üzerinden Erdoğan’ı köşeye sıkıştıracağını öngörmek zor değildir.

Genelkurmay başkanı Hulusi Akar da ABD ilişkilerinin diğer önemli ayağıdır. Özellikle ll. paylaşım savaşı sonrası TSK ile ABD ilişkileri ortadadır. İşin esası TSK’yı soğuk savaş dönemine hazırlayan ABD’dir. Bu ilişkinin Ergenekon operasyonuyla zayıfladığını düşünenler ancak rüya görmüş olur. İlişkiler biraz yıpranmış olsa da gücünden birşey kaybetmiş değildir. Ve TSK özellikle Suriye’de ABD ile işbirliği yapmak için fazlasıyla iştahlıdır.

ABD’nin Suriye sahasında ikili oynadığını biliyoruz.ABD bir tarafta lŞİD’e karşı YPG ile hareket ediyor. Böylece dünya kamuoyuna karşı lŞİD karşıtı bir pozisyonda olduğu mesajını veriyor. Diğer taraftan da lŞİD’in en büyük destekçisi Türkiye ile istihbarat paylaşıyor. Daha da önemlisi Türkiye’ nin Rojava’ya karşı yaptığı saldırıları görmezden geliyor. ABD uluslarası ilişkilerinde ikili oynamayı çok iyi bilir. Güçlü olmanın verdiği tüm artıları sonuna kadar değerlendirir. Türkiye ile olan ilişkilerinin tarihi buna dair örneklerle doludur.

Peki ABD’nin görüşmeler sonucunda tavrı ne olacaktır? Örneğin Türkiye’ nin Rojava’da ortaya çıkan Kürt devrimini boğma arzusu ABD’de karşılık bulacak mı? Kritik soru budur.

Devam edelim. ABD lŞİD’e karşı müttefiği olan PYD’yi bir kalemde silemez. Hele ki kritik Rakka operasyonu öncesi bu olanaklı değildir. Ne ki aynı ABD’nin Ortadoğudaki tüm paradigmaları altüst etmiş Rojava devrimini kabullenmesi de zordur. Bu gerçeği PYD liderleri de bilmektedir. ABD’nin kabul edeceği Kürt oluşumu Barzani tarzı uzlaşmacı bir oluşum olabilir. Ve aynı ABD Türkiye’yi de böyle bir Kürt oluşumuna ikna eder.

Sonuç olarak Erdoğan Trump görüşmesinin 20 dakikası sadece buz dağının görünen yüzüdür. Asıl görüşme gizli pazarlıklarla yürütülecektir. Sonuçları da Kürt politikasında yaşanan değişikliklerle kavranacaktır. Bekleyelim, görelim..

İhsan Hacıbektaşoğlu