‘Hayır’ın toplumsal zemini ve Aleviler

 

Referandum geride kaldı, ancak ortaya çıkan sonuçlara ilşkin değerlendirmeler henüz bitmedi. Bu değerlendirmelerde Alevilerin durumu yeterince dikkate alındı mı? Ne yazık ki bu soruyu olumlu cevaplamak çok kolay değil. Halbuki ‘hayır’ın en kitlesel gücü, Kürtlerle birlikte Alevilerdi. Dahada ötesi Alevilerin, bütün siyasal-sosyal farklılıklarına rağmen, büyük çoğunlukla ‘hayır’ dediklerini belirtmek yanlış bir veri değildir. Böyle olmasının anlaşılır nedenlerinin olduğu biliniyor.

Alevilerin inançları ve buradan kaynaklanan yaşam biçimleri, çağdaş ve özgür bir toplumsal ortam gerektirmektedir. Öte yandan Erdoğan’ın dayattığı yaşam biçimi ise Alevilerin kabul etmesinin mümkün olmadığı, dinî taassuba dayalı, bütün özgürlüklerin sınırlandırıldığı bir yaşam biçimidir.

Böyle olduğu için yüzyıllardan beri egemenlerin dayattığı gerici, sınırlandırıcı, baskıcı yaşam biçimine karşı çıkmışlar, bu nedenle sayısız katliamlar yaşamışlardır. Dolayısıyla Aleviler kendilerinin yaşam biçimine en zorba ve ahlâksız bir biçimde müdahale edecek olan Erdoğan’ın halifeliğine ve padişahlığına en kitlesel, en bütünlüklü ve en etkin şekilde karşı çıkmış, ‘hayır’ demişlerdir.

Ancak buna rağmen Alevilerin talepleri yeterince görünür hâle gelmiş değildir. Bu durumun sosyolojik boyutları bulunmakla birlikte, pratik, çözülebilir bir yanının da olduğunu görmek gerekir. Sosyolojik yanlarına girmek ayrı bir yazı konusu olabilir, ancak bir cümleyle değinmek gerekir. Aleviler, Türkiye’de sürdürülen demokrasi mücadelesinin her aşamasında ve her kurumunda bulunmalarına rağmen, Aleviliğin ve Alevilerin sorunlarına yeterince ilgi göstermeyi bir zaaf gibi görme eğilimi içindedirler. Toplumsal kesimlerin kendi özgün taleplerine, içeriği demokratik olduktan sonra, ilgisiz kalmak veya kerhen ilgi göstermek, demokrasi mücadelesine zarar vermektedir. O nedenle bu sorunlu yaklaşımın, zamanla ve yavaş yavaş değil, iradî olarak ve hızla geride bırakılması, Alevilerin taleplerine saygıyla ve özenle yaklaşılması, sahip çıkılması gerekmektedir.

Bunu belirttikten sonra, kitlesel olarak kahır ekseriyeti ‘hayır’ diyen Alevilerin bu tutumu, önemsenmesi gereken bir gerçeklik olarak önümüze gelmektedir. Alevilerin bütüne yakınının büyük ölçüde ‘hayır’ demesinin önemi, önümüzdeki sürecin mücadelesinin de aynı şekilde, Erdoğan diktatörlüğüne karşı ve Alevilerle birlikte yürüyeceğinden dolayıdır. Aleviler, Erdoğan diktatörlüğüne karşı kararlı bir toplumsal dinamik olarak başlattıkları bu mücadeleye devam edeceklerdir. Çünkü ne Erdoğan, Alevilere düşmanlığından bir adım geri atmaya niyetlidir ne de Aleviler, Erdoğan’a biat edeceklerdir. Çünkü Aleviler, Erdoğan’ı bazen Yezit bazen Yavuz olarak görmektedir. Bu tanımlamadan sonra Alevilerin Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadele etmeleri inançsal bir zorunluluk hâline gelmektedir.

Mevcut durumda Alevilerin bu tutumuna, faydacı, pragmatik bir tarzda değil, Alevilerin talepleri önemsenerek, hakettiği değer biçilerek, daha özenli, tutarlı, net ve güven zaafiyeti yaşanmadan yaklaşılmalıdır. Toplumsal mücadelede her müttefik, farklılıklarından vazgeçerek değil, farklılıklarını koruyarak mücadelenin içinde yer alma hakkına sahiptir. Bu durumdan doğan değişik yaklaşımlar, ittifakı zorlayan polemiklere veya güvensizliğe gerekçe yapılmamalıdır. Sayısız badireler atlatılarak ve Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadele zemini ve azminin yarattığı bu birliktelik, en üst düzey hassasiyetle korunmalı, bu nedenle Alevilerin taleplerine gereken değer verilerek mücadele yürütülmelidir. Herhangi bir talebin değeri, o talebe ihtiyacı olan toplumsal kesimler tarafından belirlenen değerdir. Su, çeşmenin başında oturanın değil, çölde susuzlukta kavrulanın talebidir ve çeşmenin başında oturan için anlamsız olan bu talep, çölde susuzluktan kavrulan için hayatîdir. Bu nedenle Alevilerin taleplerine onların biçtiği değerle bakılmalıdır.

Öte yandan Aleviler de kendi taleplerini hayata geçirmek için, yaratıcı politikalar ve örgütlülükler yaratmalarının dayattığı bir sürece girildiğini hesaplamalıdırlar. Bu gerçeğe uygun olarak Aleviler, daha özgün politika ve mücadele araçları geliştirebilecek güç ve olanağa sahiptirler. Güç ve olanakların yerinde ve zamanında değerlendirlmesi, amaca giden yolu kısaltacaktır.

‘Hayır’la oluşmuş olan bu güçlü tepki, Erdoğan’ın iflah olmaz bir yara almasına yol açmıştır ve bu sonucu asıl olarak Alevilerle Kürtlerin ve diğer demokrasi güçlerinin çabası yaratmıştır. Erdoğan diktatörlüğünün yıkılmasını da bu güçler sağlayacaktır. O nedenle ortaya çıkmış olan ittifakın daha ileri düzeyde sürdürülmesinin maddi zemini devam etmektedir, bu birlikte devam etmelidir.

Alevilerin, ‘hayır’la ortaya koyduğu enerji, CHP ile süren tarihsel ilişkiyi de değiştirecektir. Referandum süreci, Alevilerin CHP ile kurduğu ilişkinin yanlışlığını ve sürdürülemezliğini de ortaya çıkartmıştır. Aleviler belki de toplumsal bir içgüdüyle, Erdoğan’ın Yezit/Yavuz olduğunu farkederek tutum almışlardır. Ancak CHP’nin tutumu, tam tersine Erdoğan vasıtasıyla devleti korumak üzerinden belirlenmektedir. Bu nedenle CHP, Erdoğan her zorlandığında imdadına yetişir gibi Erdoğan’ı kurtarmıştır. En son Deniz Baykal’ın Erdoğan’a alternatif olarak Abdullah Gül’ü önermesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Böylece Alevilerin can düşmanı Erdoğan’a karşı, CHP ile CHP’ye oy vererek veya CHP saflarında mücadele edilemeyeceğini bütün Aleviler çok yakında görmekte, fark etmektedirler.

Ezberlerin bozulduğu günler yaşanıyor. Aleviler bir kez daha ezber bozacaktır. CHP’den kitlesel, köklü ve etkili bir kopuşun arifesine gelmiş bulunmaktadırlar. 1989’da Kürtlerin CHP’den kopmasını sağlayan gelişme ve gerilimlerin benzeri bugün de yaşanmaktadır. Bu gelişmeler, Alevilerin tarihsel bir çıkış yapmalarını dayatmaktadır. Bunun yanında Alevilerin sahip olduğu birikim, örgütlülük düzeyi ve elde ettikleri kazanımlar, özgüçlerine daha çok güvenmelerini ve beklenen çıkışı yapmalarını sağlayacaktır. Özgürlük ve demokrasi Alevilerle birlikte kazanılacaktır.

Aziz Tunç